Chapter Text
Leo planları gereği bugün kiliseden duasını ettiği gibi çıkmıştı. Kilisenin dibindeki parktan geçerdi evine gitmek için. Boş olan park sessizdi, Leo iç çekti. Kaydırağın sonuna uzanmış genç birini görmesiyle nefesini tuttu, panikle yaklaştı gence. Genç oğlanı biraz inceledikten sonra eğilip dürtmüştü onu. "Genç çocuk, iyi misin??". Sarı saçlı çocuk huysuzca gözlerini açıp Leo'ya baktı sorgular gibi. "Uyuyor muydun? Ne işin var senin burada?". Karşısındaki çocuğun cevap vermesi uzun sürmüştü ki Leo'nun telefonu çaldı. Açması gerekti, işle ilgiliydi. Leo telefonunu açtığı gibi doğruldu, çocuğun iyi olduğunu gördüğüne göre işine bakabilirdi. Leo telefonuyla konuşarak uzaklaşırken kalkıp arkasından baktı genç oğlan.
Böylece ilk defa görmüş oldu birbirlerini ikili.
﹏
Leo düz bir adamdı. Bir haftalık rutini şu şekilde ve hiç değişmezdi;
Hafta içi sabah erken kalkar beceremese de kendisine kahvaltı yapmaya çalışırdı. Genelde yanık tost ile başladığı güne işe hazırlanarak devam ederdi. Leo şirketin sahibiydi ve 7 24 şirkette olmasını gerektiren bir şey yoktu ama buna rağmen her sabah giderdi çalışanların başında durmaya. Çalışma saatleri bittiğinde sabah yediği yanık tostu hafızası ona hatırlattığında en sevdiği restoranda yemek yedikten sonra giderdi evine. Ev haline geçip kedisiyle ilgilendikten sonra vaktin geçmesi adına saçma bulduğu diziyi izlerdi. Dizi bittiğinde ise onun uyku saati gelirdi.
Hafta sonları ise evde geçer yada tek arkadaşı Xinlong ile geçirirdi. Her pazar kiliseye gider, duasını ederdi. Kiliseden çıkarken evinin yolunda olan parkta oturur, kiliseden çıkan çocukların orada oyun oynamasını izlerdi. Bu yaşam sevincini yeniliyordu Leo'nun. Çocukları izleme vakti de dolunca ailesinin evine gider günün kalanını orada geçirir bitirirdi haftasını.
Güzel miydi böyle bir hayat? Leo için öyleydi. Leo bu hayatı kendisi seçip düzenlemişti. Rutinini ve rutinine bağlı kalmayı seviyordu. Hatta rutini ailesinin planlarıyla sürekli bozulduğu için ayrı eve çıkmıştı genç yaşta.
﹏
Sangwon'dan bahsetmek gerekirse o gecesini gündüz, gündüzünü gece'ye çevirmiş biriydi. Onun bir haftasını anlatmak zor bir iş olur... Olayların akışında anlaşılır dediğim. Onun iki gün üst üste yanındaki arkadaşı bile aynı kişi olmazdı. Hayatını kafasına göre yaşayan bir çocuktu. Daha 20 yaşında olmasına rağmen tek başına Japonya'da yaşarken varlıklı ailesi onu bırakıp Amerika'ya yerleşmişti. Ailesi onlardan uzak durması karşılığında ona hergün belli bir miktarda para gönderirlerdi. Sangwon ise o parayı 12 saat bile dolmadan bitirir, ailesinden intikamını böyle aldığını düşünürdü.
Peki onun hayatı güzel bir hayat mıydı. Sangwon hayatından nefret etmiyordu ama sevdiği de söylenemezdi. Bu hayatı tam olarak o seçmese de 'özgürdü'. Tabi buda tartışılırdı. Böyle de karışık yaşardı hayatını.
